Doğrulama MerkeziAlgı büyütülebilir ama gerçek değişmez
Takip et
Ana sayfa

Kişilerle Yaşanan Tartışmalar

"Adnan Oktar'a hakaret etti" iddiası

Bağlamından koparılmış

İddia

Alparslan Kuytul, Adnan Oktar hakkında "derin devletin adamı olabilir, karanlık adam" diyerek ona hakaret etmiştir.

İddiayı yapan: Adnan Oktar vekilleri — Kuytul aleyhine açılan hakaret davası01.02.2014

Gerçek

Bu iddia, Adnan Oktar'ın Alparslan Kuytul aleyhine açtığı hakaret davasına dayanır. Dosya 2014 ve öncesine aittir; 30 Ocak 2018 Furkan Vakfı operasyonuyla ve o soruşturmayla hiçbir ilgisi yoktur. İkisi ayrı dosyalardır.

Sözler gerçekten kurulmuştur, bunu inkâr etmiyoruz. Kuytul, yıllar önce kendisine sorulan bir soruya cevap verirken Adnan Oktar için "derin devletin adamı olabilir, karanlık adam" demiştir.

İddianın dışarıda bıraktığı üç şey var:

  • Bu bir cevaptır. Kürsüden başlatılmış bir kampanya, üzerine gidilmiş bir konu değil; dinleyicilerden gelen bir soruya verilmiş karşılıktır.
  • Kip ihtimal kipidir. "Derin devletin adamıdır" değil, "olabilir" denmiştir. Bu bir hüküm değil, kanaat beyanıdır.
  • Dayanağı kamuya açık kayıtlardır. Kuytul, mahkemede sözünün dayanağı olarak 1987'de Adli Tıp Kurumu tarafından verilen "cezai ehliyeti yoktur" raporunu ve 20 Kasım 1999 tarihli gazete arşivini sunmak istemiş, buna imkân tanınmamıştır.

Kamuya açık adlî ve basın kayıtlarına dayanarak bir kanaat bildirmek ile hakaret etmek ayrı şeylerdir. İddia bu ikisini birbirinin yerine koyuyor.

Bu etiket neden "Bağlamından koparılmış"?

Çünkü iddianın çekirdeği doğrudur: o sözler söylenmiştir. Bunu gizlemiyoruz, sayfanın en başında yazıyoruz.

Ancak bu bir kusur değildir. Sözün etrafındaki üç şey — sorulmuş bir soru, "olabilir" kipi ve dosyaya sunulmak istenen belgeler — çıkarıldığında geriye sebepsiz bir sövgü izlenimi kalıyor. Oysa üçü de kayıtlıdır. İddia yeni bir cümle uydurmuyor; var olan cümleyi içinde söylendiği çerçeveden çıkarıp tek başına gösteriyor.

Aynı dosyanın devamı için: "Adnan Oktar davasında haksız bulundu" iddiası.

Söz nerede, nasıl söylendi?

Alparslan Kuytul'un derslerinde ve konferanslarında soru-cevap bölümü vardır; gündemdeki isimler ve akımlar hakkında da soru gelir. Adnan Oktar hakkındaki değerlendirmesi böyle bir soruya verilmiş cevaptır. Konuyu kendisi açmamış, bir program dizisi yapmamış, üzerine gitmemiştir. Kendisine sorulmuş, o da kanaatini söylemiştir.

Bu ayrıntı önemsiz değil. Bir insanın kendi seçtiği bir hedefe yönelmesi ile sorulan bir soruya karşılık vermesi, aynı cümleyi bile söylese, farklı iki davranıştır. İddia bu farkı ortadan kaldırıyor.

"Olabilir" ile "-dır" arasındaki fark

Cümlenin ilk yarısı bir ihtimal beyanıdır: "derin devletin adamı olabilir". Kesin bir suçlama değil, gerekçesi olan bir şüphedir. Türkçede bu kip, tam da hüküm vermekten kaçınmak için kullanılır.

İkinci yarısı — "karanlık adam" — bir sıfat nitelemesidir ve arkasında birinci yarıdaki şüphe durur: kaynağı, bağlantıları ve geçmişi açıklığa kavuşmamış bir kişi. Cümlenin tamamı okunduğunda söylenen şey ile "hakaret" olarak aktarılan şey aynı değildir.

Dayanak: kamuya açık kayıtlar

Bir sözün hakaret sayılıp sayılmayacağı, büyük ölçüde dayanağı olup olmadığına bakılarak değerlendirilir. Kuytul'un dayanağı kendi çıkarımı değil, o tarihte zaten kamuya açık olan kayıtlardı:

  • 1986–1987'de görülen bir yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu'nun verdiği "cezai ehliyeti yoktur" raporu,
  • bu ve benzeri raporları haber yapan 20 Kasım 1999 tarihli gazete arşivi,
  • aynı döneme ait, resmî kurumlarca düzenlenmiş başka sağlık kurulu raporları.

Bu sayfada söz konusu belgelerin içeriğine girilmiyor; üçüncü bir kişinin sağlık geçmişi buranın konusu değildir. Belgelere atıf yapılmasının tek sebebi şudur: Kuytul'un sözü havada kurulmuş bir yakıştırma değil, mahkeme ve basın kayıtlarına dayanan bir kanaattir. Dava da tam olarak bu noktada düğümlenmiştir.

Belgeler neden dosyaya girmedi?

Kuytul, sözünün dayanağı olan bu kayıtların ilgili kurumlardan istenmesini talep etti. Talep kabul edilmedi. Duruşmaya "ilave dosyalar getirdim" diyerek geldiği hâlde bunları sunmasına imkân tanınmadı ve dosya birkaç dakika içinde kapandı. Bu sürecin ayrıntısı ayrı bir sayfada: "Adnan Oktar davasında haksız bulundu" iddiası.

Buradaki sonuç şudur: bir sözün dayanaksız olduğu, dayanağının incelenmesine izin verilmeyerek gösterilemez. Belgeler değerlendirilip reddedilmiş olsaydı ortada tartışılacak bir hüküm olurdu; belgeler hiç açılmadı.

Neden "hakaret" değil de "kanaat"?

Kuytul'un bu konudaki tavrı, yalnız bir cümleden değil bir bütünden okunur. Kendisine ve Furkan Vakfı'na yönelik ağır sözler söylendiği hâlde karşı tarafa dava açılmamıştır; söz konusu kişinin sağlık raporları biliniyorken bu yola gidilmemesi de bilinçli bir tercihtir. Dava açan taraf ise aynı dönemde binlerce hakaret davası yürütüyordu.

Kendisine sorulduğunda kanaatini söyleyen, karşı tarafı yargıya taşımayan ve söylediğinin arkasında belge gösteren bir tutum ile "hakaret kampanyası" tarifi birbirini tutmuyor. İddia, bu tablodan tek bir cümleyi alıp geri kalanını dışarıda bırakıyor — etiketin "bağlamından koparılmış" olmasının sebebi de budur.

Paylaş

Bizi takip edin

Yeni doğrulamalar yayımlandığında ilk siz görün.