"Adnan Oktar davasında haksız bulundu" iddiası
Kısmen doğru
İddia
Gerçek
Bu içerik, Adnan Oktar'ın Alparslan Kuytul aleyhine açtığı hakaret davasına ilişkindir. Dosya 2014 ve öncesine aittir; 30 Ocak 2018 Furkan Vakfı operasyonuyla, 8 Şubat 2018 tutuklamasıyla ve o soruşturmayla hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar ayrı dosyalardır.
İddianın çekirdeği doğrudur: dava Kuytul aleyhine sonuçlanmış ve tazminata hükmedilmiştir. Sayfaya bunu yazarak başlıyoruz.
Kararın nasıl verildiği ise iddiada hiç geçmez:
- Aleyhte karar tek celsede verildi ve aynı celsede tazminata hükmedildi.
- Kuytul'un yargılamanın yenilenmesi başvurusu kabul edilip gün verildi. Duruşma için İstanbul'a gitti, "ilave dosyalar getirdim" dedi; konuşmasına imkân tanınmadan, birkaç dakika süren duruşmada talebi reddedildi.
- Sözünün dayanağı olan kamuya açık kayıtların ilgili kurumlardan istenmesi talebi kabul edilmedi — oysa birkaç ay önce başka bir hâkim aynı kayıtları istemişti.
Bunun neyi gösterdiği, aradan bir yıl geçmeden ortaya çıktı. 8 Mart 2015 tarihli basın haberine göre bir hâkim, Adnan Oktar'ın 1987'de Adli Tıp Kurumu'ndan aldığı "cezai ehliyeti yoktur" raporunu hatırlayarak dosyaya getirtilmesine karar verdi. Bunun ardından Oktar'ın vekilleri yüzlerce davadan vazgeçtiklerini bildiren dilekçeler vermeye başladı.
Bu etiket neden "Kısmen doğru"?
Çünkü doğru olan bir kısım var ve gizlenmiyor: aleyhte bir karar da, hükmedilmiş bir tazminat da gerçekten vardır.
Ancak bu bir kusur ya da doğrulanmış bir suçlama değildir. Bir kararın varlığı, iddianın ispatlandığı anlamına gelmez; delil sunulmadan ve savunma dinlenmeden verilen karar, yalnızca dosyanın nasıl yürütüldüğünü gösterir. Kaldı ki aynı vekillerin 2015'te tek bir belgenin gündeme gelmesiyle yüzlerce davayı geri çekmesi, bu kararların neyi ölçtüğü sorusunu kendi başına ortaya koymaktadır.
Davaya konu olan söz için: "Adnan Oktar'a hakaret etti" iddiası.
Dosya hangi döneme ait?
Bu sayfadaki her şey 2014 ve öncesine aittir. Konu, Adnan Oktar'ın Alparslan Kuytul aleyhine açtığı bir hakaret davasıdır ve 30 Ocak 2018'de Adana'da yapılan Furkan Vakfı operasyonuyla, ardından gelen tutuklama ve yargılamayla hiçbir bağlantısı yoktur. İkisini karıştırmamak gerekir.
Davanın konusu, Kuytul'un yıllar önce kendisine sorulan bir soruya verdiği cevaptır; o sözün kendisi ayrı bir sayfada ele alınıyor: "Adnan Oktar'a hakaret etti" iddiası.
Birinci karar: tek celse
Dava, ilk duruşmada Kuytul aleyhine sonuçlandı ve aynı celsede tazminata hükmedildi. Bunu saklamıyoruz; iddiayı ortaya atanın söylediği bu kısım doğrudur.
Ancak bir hukuk kararının ağırlığı, hangi işlemlerden sonra verildiğine bağlıdır. Delillerin toplandığı, tarafların dinlendiği, itirazların karşılandığı bir yargılamanın sonucu ile tek oturumda verilmiş bir karar aynı şeyi ifade etmez.
İkinci duruşma: "ilave dosyalar getirdim"
Kuytul bu karara karşı yargılamanın yenilenmesi için başvurdu. Başvurusu kabul edildi ve kendisine duruşma günü verildi. Belirlenen günde İstanbul'a gitti; duruşmada ilave dosyalar getirdiğini söyledi.
Söylediğine göre tek kelime konuşmasına imkân tanınmadı ve duruşma birkaç dakika içinde talebin reddiyle kapandı. Kendi değerlendirmesi şuydu:
"Görünen o ki; bir yerlerden talimat geliyor ve kimse konuşturulmuyor."
Sunulamayan belgeler
Kuytul'un dosyaya girmesini istediği şey kendi yorumu değil, resmî kayıtlardı: 1986–1987'deki bir yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu'nca düzenlenen "cezai ehliyeti yoktur" raporu ve aynı döneme ait diğer sağlık kurulu raporları. Talebi, bu raporların ilgili kurumlardan istenmesiydi.
Talep reddedildi. Dikkat çeken nokta şu: birkaç ay önce başka bir mahkemede görev yapan bir hâkim aynı raporların getirtilmesine karar vermişti. Yani istenen şey olağandışı değildi; başka bir hâkim tarafından zaten yapılmıştı.
Bu sayfada raporların içeriğine girilmiyor. Üçüncü bir kişinin sağlık geçmişi buranın konusu değil. Belgelerin anılmasının tek sebebi, davanın esasının onlara bağlı olmasıdır: sözün dayanağı olup olmadığı, ancak o dayanak incelenerek anlaşılabilirdi.
8 Mart 2015: aynı belge, başka bir mahkeme
Aradan bir yıl geçmeden aynı belge farklı bir dosyada gündeme geldi. 8 Mart 2015 tarihli basın haberine göre bir hâkim, o güne kadar açılan davalarda hiç sorulmayan soruyu sordu ve 1987 tarihli raporun ilgili mahkemeden getirtilmesine karar verdi.
Bunun ardından olanlar haberde şöyle anlatılıyor:
- Adnan Oktar'ın vekilleri şikâyetten vazgeçtiklerini bildirdi.
- Aynı vekillerin takip ettiği diğer mahkemelerin hâkimleri de raporu isteme kararı aldı.
- Bunun üzerine yüzlerce davadan vazgeçildiğine dair dilekçeler verilmeye başlandı.
Haberde ayrıca hukukçuların değerlendirmesine yer veriliyor: cezai ehliyetinin bulunmadığına dair raporu olan bir kişi adına ancak vasi yoluyla dava açılabilir; avukatlar bu davalarda kanunen vekillik yapamaz.
Peki bütün bu tablo ne anlatıyor?
Adnan Oktar, yaklaşık on yıl boyunca vekilleri aracılığıyla binlerce hakaret davası açmıştı. Aleyhe sonuçlanan her dosyada sanık taraf hem vekâlet ücreti hem de ardından açılan tazminat davasının bedelini ödüyordu. Bu, tek tek bakıldığında "mahkeme kararı" görünen, toplu olarak bakıldığında işleyen bir düzen görüntüsü veren bir tablodur.
Kuytul aleyhindeki karar bu tablonun içindeki dosyalardan biridir. Bu yüzden o kararı tek başına bir delil gibi göstermek, kararın nasıl verildiğini ve bir yıl sonra aynı dosyaların neden geri çekildiğini görmezden gelmek anlamına gelir.
Sayfanın etiketi "Kısmen doğru": karar da tazminat da gerçektir. Doğru olmayan kısım, bunların iddianın ispatı sayılmasıdır. Savunma dinlenmeden, delil sunulmadan verilen bir karar neyin doğru olduğunu değil, dosyanın nasıl yürütüldüğünü gösterir.