"Kadın Açık Giyinse de Erkek Bakamaz"
Gerçek
Bu cevap 10 Aralık 2019 tarihli Gazete Duvar röportajında verilmiştir. Soru, cinsel saldırıya uğrayan kadınlar için "kadınlar da açık giyinmesin" diyen cemaat ve tarikat çevrelerine karşı Alparslan Kuytul'un daha önce kurduğu cümle üzerineydi.
Cümle kısadır: "Kadın açık da giyinse erkek bakamaz."
Kuytul bunu bir üslup tercihi olarak değil, fıkhî bir hüküm olarak söylüyor ve ölçüyü nereden aldığını da açıkça belirtiyor:
"Bir avukat kanunlara göre bakar değil mi? Ben de İslam hukukçusuyum ve İslam fıkhına göre bakıyorum."
Hükmün kendisi şudur: bir kadının giyimi sebebiyle ona kötülük yapmak — öldürmeyi bir yana bırakın — ona bakmak bile caiz değildir. Kadının giyimiyle ilgili bir günahı varsa o günah kendisine aittir; kendi ifadesiyle "Kadının kendi günahı kendine." Bu günah kimseye onun üzerinde bir yetki doğurmaz.
"O da öyle giyinmeseydi" cümlesini bu yüzden reddediyor: "Bu ilmî bir bakış değil."
Meseleyi tekil bir hata olarak da görmüyor. Aynı cevapta bunu yaygın bir eksikliğe bağlıyor: "İslami camiada ölçü yok. Basit bir cehalet değil de ilmî bir bakış yok."
Sorunun geldiği yer
Söz, 10 Aralık 2019 tarihli Gazete Duvar röportajında hatırlatılıyor. Gazeteci, cinsel saldırıya uğrayan kadınlar hakkında "kadınlar da açık giyinmesin" diyen bazı cemaat ve tarikat temsilcilerini örnek veriyor ve Alparslan Kuytul'un buna karşı kurduğu cümleyi soruyor:
"Kadın açık da giyinse erkek bakamaz."
Cümlenin kendisi röportajdan daha eskidir; röportajda yalnızca hatırlatılmıştır.
İki ayrı fiil, iki ayrı sorumluluk
Kuytul'un cevabındaki asıl ayrım budur. Ortada iki ayrı kişi ve iki ayrı sorumluluk vardır:
- Kadının giyimi bir günahsa, o günah kendisine aittir. Kendi ifadesiyle: "Kadının kendi günahı kendine."
- Erkeğin bakması ayrı bir yasaktır ve karşı taraftaki günahla ortadan kalkmaz.
Yaygın söylem bu iki sorumluluğu birbirine bağlar: kadın kusurluysa erkeğin kusuru hafifler. Kuytul'un söylediği, bağın hiç kurulamayacağıdır. Kimsenin günahı bir başkasına yeni bir hak vermez.
"Öldürmeyi boş verin, bakması bile caiz değil"
Cevabın kuruluşu dikkat çekicidir. Kuytul tartışmayı en ağır fiilden başlatmaz; en hafifinden başlatır. Bakmak zaten yasaksa, kötülük yapmak ve öldürmek konuşulacak bir mesele bile değildir.
Sıralamanın anlamı şudur: burada tartışılan, saldırıya verilecek cezanın ölçüsü değil, saldırıya zemin hazırlayan gerekçenin kendisidir. Gerekçe daha ilk basamakta düşürülür.
Ölçüyü nereden alıyor?
Kuytul bu görüşü kişisel bir hassasiyet olarak sunmuyor; kaynağını söylüyor:
"Bir avukat kanunlara göre bakar değil mi? Ben de İslam hukukçusuyum ve İslam fıkhına göre bakıyorum."
Benzetme, bu sayfanın anlaşılması için önemlidir. Bir avukat kendi kanaatine göre değil, önündeki metne göre konuşur. Kuytul da hükmü fıkıhtan çıkardığını, dolayısıyla sonucun kendi tercihi olmadığını söylüyor.
Kendi farkını da buraya bağlıyor: "İslami camiada ölçü yok. Basit bir cehalet değil de ilmî bir bakış yok." Burada muhataplarına bir sıfat yakıştırmıyor; eksik gördüğü şeyi tarif ediyor — konuşulan konunun bir usulle değil, refleksle karşılanması.
"O da öyle giyinmeseydi" neden ilmî bir bakış değil?
Çünkü bu cümle bir hüküm değil, bir mazerettir. Fıkıh bir fiilin hükmünü sorar: caiz mi, değil mi? Bu soruya verilecek cevap, karşı tarafın davranışına göre değişmez. Bakmanın hükmü kadının giyimine bağlı olsaydı, ortada bir hüküm değil, duruma göre değişen bir kanaat olurdu.
Kuytul'un itirazının teknik tarafı budur: mazeret, hükmün yerine geçirilmiştir.
Kendisine sahip çıkılmaması bu görüş yüzünden mi?
Aynı soruda, tutukluluğu boyunca diğer cemaat ve tarikatların kendisine destek vermemesinin sebebinin bu bakış farkı olup olmadığı da soruluyor. Kuytul bu açıklamayı kabul etmiyor. Ona göre sebep görüş ayrılığı değil, siyasi hesaptır; kimseye sahip çıkılmadığını, sorunun kendisiyle sınırlı olmadığını söylüyor.
Yani bu sayfadaki fıkhî tartışma ile destek meselesini birbirine bağlamıyor — ikisini ayrı ayrı cevaplıyor.
Bu sayfa neyi anlatıyor
Burada aktarılan, bir mahkeme kararı ya da üçüncü bir tarafın tespiti değil, Kuytul'un kendi cevabıdır. Sayfanın tamamı tek bir ayrım üzerine kuruludur: bir kişinin günahı, bir başkasının fiilini meşrulaştırmaz.