Ortak Gazze Eylemine Katılmadılar İddiası
Kısmen doğru
İddia
Gerçek
Ağustos 2014'te, Temmuz 2014'te başlayan Gazze saldırısı sürerken Adana'da ortak bir basın açıklaması düzenlendi. Furkan Vakfı bu programa kurum olarak katılmadı. Bu doğrudur ve vakfın kendi açıklamasında da böyle yazılıdır.
Katılmamanın sebepleri de aynı açıklamada duruyor. Kurumsal bir destek talebi, kurumlar arasında yapılan bir görüşmeyle iletilir; burada böyle bir görüşme olmadı. Birkaç kişi kendi aralarında kararı verdi, ardından gelen bir telefonda yalnızca katılım istendi. Programın içeriği, kimin konuşacağı ve kimlerin katılacağı belirsizdi.
Buna rağmen vakıf mensuplarından programa bireysel olarak katılanlar oldu. Bunu ithamı yapan kişi de teyit etti; tepkiler üzerine yayımladığı metinde eleştirisinin "kurumsal olarak destek verilmemesine" olduğunu, "şahısların katılmamasına" olmadığını yazdı.
Bu etiket neden "Kısmen doğru"?
Çünkü iddianın olgusal kısmı yerindedir: kurumsal katılım gerçekleşmemiştir. Bunu inkâr etmek yerine açıkça yazıyoruz.
Ancak bu bir kusur değildir. Bir vakıf, kendi adını ve mensuplarını, programını ve konuşmacılarını bilmediği bir eylemin arkasına koyamaz; koyarsa orada söylenecek her sözün sorumluluğunu da üstlenmiş olur. Usulüne göre yapılmış bir davet reddedilmedi — usulüne göre yapılmış bir davet hiç olmadı.
İddianın yanlış olan tarafı burada başlıyor: bir usul itirazını bir duyarsızlık gibi aktarması.
Aynı yazıdan çıkan diğer iddialar: kibir iddiası ve Filistin meselesine duyarsızlık iddiası.
Ne oldu?
Temmuz 2014'te İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısı sürüyordu. Ağustos 2014'te Adana'da, saldırıyı protesto etmek üzere ortak bir basın açıklaması düzenlendi. Furkan Vakfı bu programa kurum olarak katılmadı.
Mazlumder Adana şube başkanı Orhan Göktaş bunun ardından "Öncü Nesil mi Ölü Nesil mi?" başlıklı yazıyı yayımladı ve katılmamayı bir usul meselesi olarak değil, bir karakter ve samimiyet meselesi olarak ele aldı.
Doğru olan kısım
Bu sayfanın etiketi "Kısmen doğru", çünkü iddianın olgusal çekirdeği yerindedir: kurumsal katılım olmamıştır. Vakıf da bunu inkâr etmemiş, kendi açıklamasında açıkça yazmıştır.
Tartışılan şey katılmamanın olup olmadığı değil, katılmamanın ne anlama geldiğidir.
Kurumsal destek nasıl istenir?
Kurumlar arasında ortak bir faaliyet için destek isteniyorsa, bunun bilinen bir usulü vardır: karşı kurumla görüşülür, faaliyetin çerçevesi anlatılır, katılım şartları konuşulur, karar birlikte şekillenir.
Burada bunların hiçbiri yaşanmadı. Karar birkaç kişi tarafından kendi aralarında alındı, ardından gelen bir telefonda vakıftan yalnızca katılması istendi. Bir kurumun kendi adını ortaya koyacağı bir faaliyette, tek bir telefon davetin tamamı değildir.
Program ve katılımcılar belirsizken
İkinci sebep daha da somut. Bir basın açıklamasında adı okunan kurum, orada söylenen her cümlenin ve yan yana durduğu her ismin sorumluluğunu da paylaşır. Kimlerin konuşacağı ve programın ne olduğu bilinmeden verilen kurumsal destek, sonradan hesabı verilemeyecek bir imzadır.
Bu, bir cemaatin fert gibi davranamamasıyla ilgilidir. Kuytul'un yıllar önce kurduğu bir cümle meseleyi özetler:
"Aşiretler devletlerin, fert ve gruplar da cemaatlerin halini anlamaz. Onlar gibi olaya bakamazlar."
Bir fert, katılmak istediği eyleme akşamdan sabaha karar verebilir. Binlerce insanı temsil eden bir yapı ise verdiği her kararın hesabını, o insanlara ve kamuoyuna vermek zorundadır.
Bireysel katılım oldu — ve bunu iddiacı da teyit etti
Vakıf mensuplarından programa katılanlar oldu. Bu, sonradan tartışmalı hale gelen bir nokta değildir; ithamı yapan kişinin kendi metninde de yer alır. Tepkiler üzerine yayımladığı açıklamada eleştirisinin "kurumsal olarak destek verilmemesine" olduğunu, "şahısların katılmamasına" olmadığını yazdı.
Yani meydanda insan vardı. Eksik olan tek şey, kurumsal bir imzaydı ve o imza için gereken usul işletilmemişti.
Katılım bir ölçüt olabilir mi?
Bir kurumun bir programa katılmasını istemek meşrudur; katılmamasını bir kusur ilan etmek başka bir şeydir. İkincisi, davet edenin kendi programını bütün yapılar için bir sınav haline getirmesi anlamına gelir.
Ölçüt bu olsaydı, aynı ölçüt karşılıklı işlerdi: her yapının kendi programına katılmayan herkesi ilan etmesi gerekirdi. Furkan Vakfı'nın yıllardır düzenlediği yüzlerce programda böyle bir liste yapılmadı; katılmayanların katılmama hakkı olduğu kabul edildi.
Sonuç
Doğru olan kısım şudur: kurumsal katılım olmamıştır ve bu saklanmamıştır.
Yanlış olan kısım şudur: usule ilişkin bir itiraz, davaya duyarsızlık ve kibir olarak aktarılmıştır. Bir kurumun "hangi şartlarda imza atarım" sorusunu sorması, o kurumun meseleye kayıtsız olduğunu göstermez.
Aynı yazıdan çıkan diğer iddialar ayrı başlıklarda: kibir iddiası ve Filistin meselesine duyarsızlık iddiası.