Askere gideni, polisi ve memuru tekfir ettiği iddiası
Asılsız
İddia
Gerçek
Bu cümleler Alparslan Kuytul'a ait değildir. Sahipleri, derslere gelip bu fikirleri yaymaya çalışan tekfirci çevrelerdir; Kuytul aynı görüşleri tek tek sayıp reddetmiştir.
Konu yeni de değildir: 26 Mart 2012'de başlayan "İman-Küfür Sınırı" dersi on bir bölümden oluşur, yaklaşık yirmi beş saat sürer ve konusu doğrudan tekfirciliğin zararlarıdır. Bu kişiler kendisine soru olarak getirildiğinde verdiği cevap şudur:
"Bizim böyle bir görüşümüz yok. Askere giden kâfirmiş, polis olan kâfirmiş, partilere oy veren kâfirmiş! Herkes kâfir, bir tek onlar Müslüman. Biz bunlardan olmadık, olmayacağız."
Reddin bir de gerekçesi var. Devletin okuluna gitmeyi ya da memur olmayı küfür sayan kişi, aynı devletten izin alıp dükkân açmakta, vergi vermekte, kimlik taşımaktadır:
"Eğer devletin okulunda okumak adamı kâfir yapıyorsa o zaman sen de devletten izin alarak dükkân açıyorsun, hatta vergi veriyorsun, kimlik taşıyorsun."
Yani ortaya sürülen ölçü, onu savunanın kendi hayatında bile tutmuyor.
Kuytul aynı cevapta ikinci bir tespit daha yapar: bu fikirleri cemaate taşıyanların hedefi on yedi ile yirmi iki yaş arasındaki gençlerdir, samimi değildirler ve görevlendirilmişlerdir.
Cümleler kime ait?
İddianın dayandığı cümleler bir soru-cevapta gerçekten söylendi — ama söyleyen Kuytul değil. O bunları reddetmek için aktarıyor. Kendisine gelen soru şuydu: tekfirci anlayıştaki kişiler birkaç sohbete katılıp bizim de bazılarını tekfir etmemizi istiyor, kabul etmeyince bir daha gelmiyorlar; bunlar hakkında ne dersiniz?
Cevabın ilk cümlesi nettir: tekfirci değiliz, tekfircilerden de uzağız, bunu yeni değil yıllardır söylüyoruz. Ardından o çevrelerin dile getirdiği görüşler sayılır — askere gidenin, polis olanın, memur olanın, devlet okuluna gidenin, partilere oy verenin kâfir sayılması — ve hepsi birden reddedilir.
Reddin gerekçesi: ölçü kendi sahibini de kesiyor
Kuytul "biz öyle demiyoruz" demekle yetinmez, ölçünün kendi içinde tutarsız olduğunu gösterir. Devletin okuluna gitmeyi ya da memur olmayı küfür sayan kişi, aynı devletten ruhsat alıp dükkân açmakta, vergi ödemekte, kimlik taşımaktadır. Ölçü tutarlı uygulansaydı, ölçüyü koyanın kendisi de aynı hükmün altında kalırdı:
"Aynı kafayla o zaman buna da kâfir dememiz gerekmez mi? Kendi içinde çelişkiler var."
Bir görüşü çürütmenin en sağlam biçimi budur: karşı tarafı suçlamak değil, kullandığı ölçüyü kendi hayatına uygulayıp ne çıktığını göstermek.
Kimin "kâfir" deme yetkisi var?
İkinci itiraz usule dairdir. Bir kişi hakkında küfür hükmü vermek, Kuytul'a göre herkesin yapabileceği bir iş değildir; tek bir âyete ya da hadise bakıp konuşan, ötekileri bilmediği için dengesiz konuşur.
"Karar vermek birikimli insanların hakkıdır."
Aynı yerde eski bir sözü hatırlatır: yarım hoca adamı dinden eder. Ömründe birkaç kitap bitirmemiş birinin kalkıp cemaatlere, hocalara ve sıradan insanlara kâfir demesi ilim değil, cesarettir.
Bu fikirler derslere neden taşınıyor?
Kuytul'un tespiti meseleyi tek tek kişilerin hatasından çıkarır. Ona göre bu fikirleri taşıyanlar kendiliğinden gelmiyor: özellikle on yedi–yirmi iki yaş aralığındaki gençler seçiliyor, onlara herkese kâfir dedirtilmeye çalışılıyor ve böylece cemaatin dışlanan, sevilmeyen bir hareket hâline getirilmesi amaçlanıyor. Bir kısmını yakından tanıdığını, samimi olmadıklarını, "bir yerlerin adamı" olduklarını söyler. Derse gelmek isteyene koyduğu şart açıktır: bir şey öğrenmek için geliyorsa gelsin, ama o fikirleri orada kimseyle konuşmasın.
Bu çevrelere doğrudan bir soru da yöneltir. Diğer cemaatlerin bir tarihi, bir başlangıcı, bir faaliyeti vardır; bunların yoktur:
"Ey tekfirciler! Siz nereden çıktınız? Sizin hocanız kim? Herkesi kâfir görüyorsunuz, siz kimsiniz! Sizi kim destekliyor?"
Daha geniş çerçevede tekfirciliği bir proje olarak okur. Gerekçesi basittir: bir Müslüman karşısındakini kardeşi olarak görürse ona tokat bile atamaz, kâfir olarak görürse öldürebilir. Irak'ta bir gün Şii camisinde, ertesi gün Sünni camisinde patlayan bombaları bu zeminin sonucu sayar. Yani tekfirciliğe itirazı yalnızca fıkhî değil, sonuçları itibarıyladır.
Neden "Asılsız"?
Çünkü ortada bir yorum farkı ya da bağlam meselesi yok. İddia edilen sözler kayıtlıdır, kayıtta kime ait oldukları bellidir ve Kuytul'un cümlesi bu sözlere karşı kurulmuştur. Bir kişinin reddettiği görüş kendi görüşü diye aktarılıyorsa, verilecek tek karşılık vardır: kaydı dinlemek.
Aynı meselenin adlî dosyaya yansıyan hâli için: sohbetlere selefi ve tekfirci kişilerin katıldığı iddiası.