Doğrulama MerkeziAlgı büyütülebilir ama gerçek değişmez
Takip et
Ana sayfa

FETÖ ve Gülen Cemaati İddiaları

"Gülen cemaatiyle aynı çizgide" iddiası

Asılsız

İddia

Alparslan Kuytul ve Furkan Vakfı, Gülen cemaatiyle aynı çizgidedir; aynı fikirleri savunur, aynı yolu yürür.

İddiayı yapan: Sosyal medyada yaygınlaşan iddia (belirli tek bir isim gösterilmiyor)04.02.2016

Gerçek

İddia, iki çizginin ana meselesinde çöküyor. 4 Şubat 2016 tarihli değerlendirmesinde Alparslan Kuytul, Fethullah Gülen'in İngiltere'de yayımlanan Şarku'l Evsat gazetesine verdiği röportajı gazeteden okuyarak tezlerine tek tek itiraz etmiştir.

İtiraz ettiği başlıklar şunlardır:

  • camianın kendisini dine göre kurulmuş değil, dinden yalnızca ilham alan bir yapı olarak tanımlaması;
  • demokrasi ile laikliğin İslam'a uygun bir düzen sayılması;
  • insanlar dinini serbestçe yaşayabiliyorsa İslam devleti için çalışmaya gerek olmadığı görüşü;
  • Mısır'daki İhvan-ı Müslimin'e ve İran'a duyulan mesafe;
  • dinin yüzde 98'inin maneviyat, ahlak ve ibadetten ibaret sayılması.

Kuytul'a göre bu maddelerin ortak paydası aynıdır: İslam'ın toplumsal ve hukukî boyutunun devre dışı bırakılması. Ayrımı kendi cümlesiyle şöyle koyar: "Cemaatlerin arasındaki fark da budur. İslam devleti şart mı yoksa değil mi?"

Bu eleştiri 2016'da başlamış da değildir; 20 Şubat 2014 tarihli video açıklamasında da aynı çizginin nereye vardığı konuşulmuştur.

Arada bir üslup farkı değil, ana meselede zıtlık vardır. Bir tarafın varlık sebebi saydığı hedefi diğer taraf gereksiz buluyorsa, iki yapı için aynı çizgide denemez.

Bununla sık birlikte anılan ayrı bir iddia daha var: "Gülen'i ancak 15 Temmuz'dan sonra eleştirdi" iddiası. Orada tartışılan şey görüşlerin içeriği değil, eleştirinin tarihi.

Hangi belge, hangi tarih?

Şarku'l Evsat, İngiltere'de Arapça ve İngilizce yayımlanan bir gazetedir; adının Türkçe karşılığı Ortadoğudur. Gazete Fethullah Gülen'le bir röportaj yapmış, kendisine bu röportaj hakkındaki görüşü sorulan Alparslan Kuytul da 4 Şubat 2016 tarihli değerlendirmesinde röportajı gazeteden okuyarak madde madde cevap vermiştir. Aşağıdaki başlıklar o cevabın özetidir.

Düğüm noktası: İslam devleti gerekli mi?

Röportajın en belirleyici tezi şudur:

Eğer insanlar bir ülkede dinlerini serbest bir şekilde yaşayabiliyorsa, kurumlarını kurabiliyor, çocuklarına dinlerini öğretebiliyor, dinî taleplerini hukuka ve demokrasiye uygun biçimde dile getirebiliyorsa; bu insanların dinî ya da İslamî bir devlet kurmaya çalışmalarına gerek yoktur.

Şarku'l Evsat röportajından; 4 Şubat 2016 tarihli değerlendirmede aktarıldığı biçimiyle, kısaltılarak.

Kuytul'un itirazı burada başlar. Ona göre İslam'ın hükümlerinin bir kısmı ferdîdir — namaz, oruç, ahlak — ama alışverişten faize, nikâh ve boşanmadan cezalara kadar uzanan bir kısmı ancak devlet düzeyinde uygulanabilir. Haramların kaldırılması da bu ikinci gruptadır. Dolayısıyla dinin serbestçe yaşandığı cümlesi, ancak dinden yalnız ibadet ve ahlak anlaşıldığında doğru görünür.

Demokrasi ve laiklik

Röportajda İslam'la demokrasiyi birbirine zıt görmenin yanlış olduğu söylenir. Kuytul benzerlik bulunduğunu reddetmez; fikir hürriyetini örnek verir. Ancak İslam'daki fikir hürriyetinin sınırlı olduğunu, Kur'an ve Sünnet'in hüküm koyduğu alanda işlemediğini hatırlatır. Ona göre birkaç ortak parçaya bakıp iki düzeni aynı saymak, ikisinde de direksiyon ve teker bulunuyor diye bisikletle uçağı bir tutmaya benzer. Demokrasinin Müslümana başka düzenlerden daha geniş alan bırakabileceğini kabul eder; itirazı, bunun İslam'la özdeş sayılmasınadır.

Dinden ilham almak ile dine göre olmak

Röportajda camia, dinden ilham alan ama projeleri evrensel insanî değerlerle tamamen uyumlu bir yapı olarak tanımlanır. Kuytul bu tarifi ölçünün yer değiştirmesi olarak okur: ölçü artık din değil, insanî değerlerdir. Kendi tespiti nettir — peygamberler insanî değil, İslamî bir hareket ortaya koymuşlardır.

İhvan ve İran

Röportajda Mısır'daki İhvan-ı Müslimin, iktidara talip olurken toplumun her kesiminin hissiyatını gözetmemekle ima yoluyla suçlanır; buna karşılık darbe kınanmaz. Kuytul bunu şöyle çözümler: İhvan Sünnidir, silahlı bir hareket değildir ve kimseyi öldürmemiştir; İran ise Şiidir. İkisine birden duyulan mesafenin sebebi mezhep olamaz, çünkü mezhepleri farklıdır. Ortak yönleri tektir: ikisi de İslam devleti fikrini savunur.

Dinin yüzde 98'i tarifi

Röportajda dinin yüzde 98'i maneviyat, ahlak, kulluk, ibadet, hoşgörü ve müjdeleme olarak özetlenir. Kuytul'a göre bu tarif, geriye kalan kısmı ihmal edilebilir gösterir. İki karşılık verir. Birincisi ölçü meselesidir: Ramazan el-Bûtî'nin tespitine göre ibadetler bir yana bırakıldığında dinin üçte ikisi devletle ilgilidir. İkincisi işlev meselesidir — el ve ayak vücudun yarısını oluşturur, kesilse insan yaşar; kalp yarım kilo gelmez ama çıkarılırsa yaşamaz. Bir hükmün ağırlığı kapladığı yerle değil, gördüğü işle ölçülür.

Eleştiri ne zamandan beri var?

2016 tek tarih değildir. 20 Şubat 2014 tarihli video açıklamasında da aynı çizginin nereye vardığı konuşulmuştur; eleştirinin 15 Temmuz 2016'dan sonra başlamadığı ayrı bir başlıkta tarihleriyle ele alınıyor. 2016 yazısında Kuytul, asıl konuşulması gereken hataları da sıralar: İslam'ı ılımlı hale getirmek, dinler arası diyalog, Türkçe olimpiyatları, ABD ve İsrail ile kurulan yakınlık.

İddia neden asılsız?

Aynı çizgide olmak, ana meselede aynı yerde durmayı gerektirir. Burada durulan yerler zıttır: bir taraf demokratik düzende dinin bireysel olarak yaşanmasını yeterli sayar, diğer taraf İslam'ın toplumsal ve hukukî hükümlerinin uygulanmasını asıl hedef bilir. Bu ayrım gizli tutulmuş, sonradan hatırlanmış bir ayrım da değildir; yayımlanmış tarihleri vardır. İddia, bu kaydın varlığından haberdar olmayan okuyucuya kurulmuş bir cümledir.

Paylaş

Bizi takip edin

Yeni doğrulamalar yayımlandığında ilk siz görün.