Silahlı cihadı savunduğu iddiası
Bağlamından koparılmış
İddia
Gerçek
İddianın dayandırıldığı cevap 30 Mayıs 2010 tarihlidir ve tam metni yayındadır. O metinde söylenen ilk şey, cihadın silahtan ibaret olmadığıdır.
"Cihad; malla, ilimle, Kur'an'ı tebliğ ile de olur. Sadece kılıçla olmaz."
"Bugün ne yapmalıyız?" sorusuna verdiği cevap da açıktır: İslam coğrafyasının pek çok yerinde Müslümanların işi cemaat kurmak, eğitim ve tebliğdir. Türkiye için hüküm tek cümleyle konur:
"Silahla, bıçakla bir yere varılacağı yok."
Otuz yılı aşan uygulaması da bu cümlenin dışına çıkmamıştır: medrese çalışması, konferans, yayın ve tebliğ.
Bu etiket neden "Bağlamından koparılmış"?
Çünkü iddianın tutunduğu bir cümle gerçekten vardır ve onu gizlemiyoruz. Aynı cevapta Filistin, Afganistan, Irak ve Çeçenistan gibi işgal altındaki topraklar ayrı tutulur; oralarda işgalciye karşı direnmenin meşruiyeti reddedilmez.
Ancak bu bir kusur değildir. İşgale karşı direnme hakkı, tek bir kişiye ait sıra dışı bir görüş değil, klasik fıkhın ana akım hükmüdür. Cümle bir işgal hâline dairdir, Türkiye'de ne yapılacağına dair değildir — ve iddia, aynı paragrafın iki yarısından yalnız birini alıp diğerini atmaktadır.
Bunun pratikteki karşılığı devletin kendi kaydında durur: 30 Ocak 2018 operasyonuyla açılan dosyaya giren istihbarat değerlendirmesinde, Kuytul'un beyanları arasında çatışma bölgelerine gidilmesini doğru bulmadığı maddesi sayılır.
Cevabın tamamı ne diyor?
30 Mayıs 2010'da Kuytul'a sorulan soru şuydu: cihad kaç çeşittir, bugün bizim yapmamız gereken cihad nasıl olmalıdır? Cevap üç adımda ilerler.
Birinci adım tanımdır. İslam'ın hâkimiyeti için yapılan her iş cihaddır; mal, ilim ve tebliğ de bunun içindedir. Yani "cihad" kelimesi silahla eşitlenemez.
İkinci adım bugünün hükmüdür. İslam coğrafyasının pek çok yerinde Müslümanların pozisyonu cemaat, eğitim ve tebliğ çalışmasıdır; yapılacak iş halkı Kur'an'la eğitmek ve binlerce âlim yetiştirmektir.
Üçüncü adım istisnadır ve iddia yalnız buraya tutunur: Filistin, Afganistan, Irak, Çeçenistan gibi işgal altındaki topraklar ayrı tutulur, çünkü oralarda fiilî bir savaş vardır.
Makas nereye giriyor?
İddianın alıntıladığı cümle metinde şudur:
"Şartları oluşur ve Müslümanlar o düzeye gelirlerse kâfirlerle silahlı cihad yapmaları da gerekebilir."
Alıntı burada biter. Oysa kayıtta hemen ardından gelen cümleler şunlardır:
"Ama şu an için İslam coğrafyasının birçok yerinde Müslümanların pozisyonu; cemaat, eğitim ve tebliğ çalışmaları yapmaktır. Silahla, bıçakla bir yere varılacağı yok."
Birinci cümle bir fıkıh kaydıdır: hangi hâlde hangi hükmün doğduğunu anlatır, bir eyleme davet değildir. İkinci cümle o kaydı bugüne kapatır. Aradan ikincisi çıkarıldığında ortaya iddia çıkıyor.
Karıştırılan iki ayrı soru
- İşgal altındaki bir halkın direnme hakkı var mıdır? — Klasik fıkhın cevabı "vardır"; Kuytul bunu reddetmez.
- Türkiye'de Müslümanların yolu nedir? — Cevap kesindir: cemaat, eğitim, tebliğ.
Birincinin cevabı ikincinin yerine konunca "silahlı cihadı savunuyor" iddiası çıkıyor. Oysa aynı paragrafta ikisi ayrı ayrı yazılıdır.
Uygulama: gençleri çatışma bölgesinden uzak tutmak
Bu tutumun sözde kalmadığının delilini iddia sahipleri değil, devlet kayıtları veriyor. Savaş bölgelerine akan gençlik için 23 Ağustos 2014'te söylediği şudur:
"Amerika'nın yeni stratejisi; dünyanın değişik yerlerinde çatışma bölgeleri meydana getirerek, buralara samimi Müslüman gençleri çekerek orada imha etmek."
Aynı yıllarda gençlerin çatışma bölgelerine gitmesini açıkça yanlış buldu. Bu tavır, 30 Ocak 2018 operasyonuyla açılan dosyaya giren emniyet yazısında da kayıt altındadır: belgede Kuytul'un beyanları arasında "çatışma bölgelerine gidilmesini doğru bulmadığı" maddesi sayılır ve aynı paragraf, vakfın herhangi bir terör örgütüyle bağlantısına rastlanılamadığını bildirir.
Neden "asılsız" demiyoruz?
Diyebilirdik; "silahlı cihadı savunmuyor" cümlesi kurulabilir ve Türkiye bakımından doğrudur da. Ama bu, okuyucudan bir şey saklamak olurdu: kayıtta işgal altındaki topraklara dair bir istisna cümlesi vardır ve onu dinleyen herkes duyar.
Bu yüzden etiket "Bağlamından koparılmış". Doğru olan kısım şudur: işgale karşı direnmenin meşruiyeti reddedilmiyor — ki bu, asırlardır süregelen ana akım görüştür. Yanlış olan kısım şudur: bir işgal hâline dair fıkhî bir hüküm, Türkiye'de silahlı eyleme çağrı gibi aktarılıyor.
Bu sayfadaki belge ve tarihler 30 Ocak 2018 operasyonuyla açılan dosyaya aittir. Silahlı örgütlerle bağlantı iddiası ayrı bir başlıkta: silahlı örgütleri desteklediği iddiası.