Konferans Engellemeleri ve Baskılar
"OHAL vardı, yasağa rağmen program yapmaya kalktılar" iddiası
Kısmen doğru
İddia
Gerçek
22 Nisan 2017 Cumartesi, Adana. Temmuz 2016'da ilan edilen OHAL yürürlüktedir. O gün iki ayrı şey vardır ve iddia bu ikisini birbirine karıştırır: yasaklanan bir konferans ve engellenen bir basın açıklaması.
Konferans, Furkan Vakfı'nın Aqua Park salonunda yapacağı Model İnsan Hz. Peygamber konulu programdı. Yasağı bildiren haber bir gün önce, 21 Nisan 2017 Cuma günü emniyetten geldi. Valiliğin kararı, vakıf adı altında ya da vakıfla irtibatlı sayılan kişilerce il genelinde yapılmak istenen faaliyetleri yasaklarken bunları söz konusu etkinlikle sınırlıyordu.
Ertesi gün yapılmak istenen basın açıklamasının konusu ise o konferans değildi: Cem Küçük'ün Mavi Marmara'ya katılanlar hakkındaki sözleriydi.
Hukuki çerçeve de bunu destekliyor. Anayasa'nın 34. maddesi ve 2911 sayılı Kanun'un 3. maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşü için önceden izin şartı aramaz. Aynı kanunun 17. maddesi valiye belirli bir toplantıyı en fazla bir ay erteleme yetkisi verir; yasaklama ise suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike bulunmasına bağlıdır. Adana Valiliği'nin basın açıklamalarını genel olarak izne bağlayan bir kararı yoktu; açıklamaların yasak olduğu yaklaşık on yer belirlenmişti ve seçilen Atatürk Parkı bu listede değildi.
Bu etiket neden "Kısmen doğru"?
Çünkü iddianın iki dayanağı gerçektir: OHAL yürürlükteydi ve valiliğin bir yasak kararı vardı. Bunları inkâr etmiyoruz.
Ancak yasak kararı olması, yapılmak istenen her şeyin yasak olduğu anlamına gelmez. Karar belirli bir etkinliğe ilişkindir, açıklamanın konusu ayrıdır, şehirde açıklama izne bağlı değildir ve seçilen yer yasaklı yerler arasında değildir. Bir hakkı, kapsamı dışında kalan bir kararı gerekçe göstererek kullanmamak zorunluluk değildir.
Önce iki şeyi ayıralım
22 Nisan 2017 Cumartesi günü Adana'da olan iki ayrı olay, iddiada tek bir olaymış gibi aktarılıyor. Birincisi, valilikçe yasaklanan konferans. İkincisi, ertesi gün yapılmak istenen ve polis müdahalesiyle karşılaşan basın açıklaması. Konuları da hukuki durumları da farklıdır.
Konferans ve yasak kararı
Furkan Vakfı önce belediyeye ait Mimar Sinan Açık Hava Tiyatrosu'nu kiralamak istedi, verilmedi. Ardından Aqua Park salonu kiralandı. Konferansın konusu Model İnsan Hz. Peygamber'di. Yasak haberi programdan bir gün önce, 21 Nisan 2017 Cuma günü emniyet üzerinden geldi.
Kararın kapsamı burada belirleyicidir. Valilik, vakıf adı altında ya da vakıfla irtibatı veya iltisakı bulunan kişiler tarafından il genelinde yapılmak istenen faaliyetleri yasaklarken bunları söz konusu etkinlikle sınırlamıştı. Yani karar kişi ve yer bakımından geniş, konu bakımından dardı: kapsadığı şey o etkinliğe ilişkin faaliyetlerdi. Her konuyu ve her zamanı içine alan bir yasak değildi.
Basın açıklamasının konusu farklıydı
Yapılmak istenen açıklamanın gündemi konferans değildi. Gazeteci Cem Küçük, Mavi Marmara'ya katılanlar için ağır bir sıfat kullanmıştı ve açıklama bu sözlere cevap olarak planlanmıştı. Konferansa ilişkin bir yasak kararının, başka bir konudaki açıklamayı da kapsadığını söylemek kararın kendi ifadesini aşar.
Hukuki çerçeve
Türkiye'de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı önceden izin şartına bağlı değildir. İki ayrı düzenleme bunu açıkça söyler:
- Anayasa m.34 — herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyebilir. Bu hak ancak millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
- 2911 sayılı Kanun m.3 — aynı esası tekrar eder: önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplantı düzenleme hakkı vardır.
- 2911 sayılı Kanun m.17 — vali veya kaymakam belirli bir toplantıyı en fazla bir ay erteleyebilir. Yasaklama ise ayrı ve daha ağır bir şarta bağlıdır: suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlikenin bulunması.
Buradaki ölçüt bir ihtimal değil, somut bir tehlikedir. Yıllar boyunca yapılmış yüzlerce konferansta bir olay yaşanmamış olması, bu şartın karşılanmadığını gösteren en yalın veridir.
Yer de bilerek seçilmişti
Adana Valiliği'nin, şehirde basın açıklaması yapılmasını yasakladığı yaklaşık on yer vardı. Açıklama için seçilen Atatürk Parkı bu listede yer almıyordu. Ayrıca valiliğin, basın açıklamalarını genel olarak izne bağlayan ya da yasaklayan ayrı bir kararı da yoktu. Yer seçimi, yasağı delmek için değil, yasaklı alanların dışında kalmak için yapılmıştı.
Müdahale nasıl gelişti
Kuytul, olay sırasında emniyet amirine açıklamanın konusunun Cem Küçük'ün sözleri olduğunu ve Adana'da basın açıklaması için izin alma zorunluluğu bulunmadığını hatırlattı. Amir, açıklamanın da yasak kapsamında olduğunu söyleyemedi; ancak valiliğe sormadan müdahale emri verdi. Parka erken gelenlere biber gazı ve tazyikli suyla müdahale edildi; çok sayıda kişi yaralandı, bir kadının başörtüsü çekildi.
Yasağın gerekçesi hakkında en açık cevap ise vali yardımcısından geldi: bu içerikteki programlar yasaktı. Yani mesele bir güvenlik değerlendirmesi değil, programın konusuydu.
"Neden gittiniz?" sorusuna verilen cevap
Olaydan sonra en çok tekrarlanan itiraz, olay çıkacağı bilinmesine rağmen oraya gidilmiş olmasıydı. Kuytul'un cevabı kısa:
"Ben, hakkımı kullanmak için gittim. İzin almak zorunda değilim."
Bir hakkın kullanılması sırasında müdahale gelmişse, sorulacak ilk soru hakkı kullananın niye oraya gittiği değil, müdahalenin hangi karara dayandığıdır.
Peki OHAL bunu değiştirmez mi?
OHAL, toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklama ya da izne bağlama yetkisini valiliklere verir. Ama bu yetkinin kullanılmış olması gerekir; kendiliğinden bir yasak doğmaz. Adana Valiliği'nin basın açıklamalarını izne bağlayan böyle bir kararı yoktu. Dolayısıyla o gün için geçerli kural Anayasa m.34 ve 2911 sayılı Kanun m.3'tü.
Bu sayfadaki bütün tarihler 2016-2017 yıllarına aittir; 30 Ocak 2018 operasyonuyla açılan dosyayla ilgisi yoktur. Aynı gruptaki benzer bir vaka: İskenderun konferansı gerçekten "güvenlik" gerekçesiyle mi iptal edildi?