Koronavirüs ve Namaz Yasakları İddiaları
Darp Edilenlerin Anlatımıyla 21 Mayıs 2020 Gecesi

Gerçek
Bu sayfa bir iddiaya cevap değil, bir kayıttır. 21 Mayıs 2020 gecesi Adana'da teravih namazı kılmak isteyenlere yapılan müdahaleyi, olayı yaşayanlar sekiz gün sonra — 29 Mayıs 2020 tarihli "Polis Şiddeti ve Provokatör İddiaları" forumunda — kendi ağızlarından anlattı. Aşağıdaki bilgiler o forumun kaydından çıkarılmıştır.
Anlatımların ortak çizgisi şudur: müdahale namaz kılınan yerde değil, oradan ayrılırken başlamıştır. Merkez Park'ta polis "yasak" deyince grup dağılmaya başlamış; valilik kararının yazılı hâlini isteyenlere kâğıt gösterilmemiş, "burada namazı ben yasaklıyorum" denmiştir.
Forumda konuşan yedi kişinin aktardıkları şunlar: kalkanla itilme, ağzın içine yakın mesafeden biber gazı, ters kelepçe, boyna diz ve ayakla bastırma, yerde etkisiz haldeki kişinin gözünün altına botla tekme, karakol girişinde iki sıra polisin arasından geçirilerek dövülme, gözaltı aracında hakaret ve küfür.
Yatsı vaktinde başlayan gözaltılar sabaha kadar sürdü ve alınanların sayısı 47'yi buldu. Emniyette yatsı ve teravih kılmak isteyenlere izin verilmedi; buna rağmen koridorda kıldılar. Sahur verilmeyeceği söylenince dışarıdan simit ve ayran gönderildi. Alınan darp raporlarının bir kısmı pratisyen hekimin veremeyeceği ağırlıkta bulunup uzman hekime sevk edildi.
Bu gecenin kamuoyuna nasıl "namaz provokasyonu" diye aktarıldığı ayrı bir başlıkta: Adana'da namaz provokasyonu yaptı iddiası.
Kayıt nereden geliyor?
29 Mayıs 2020 Cuma gecesi "Polis Şiddeti ve Provokatör İddiaları" başlıklı bir forum düzenlendi. Sekiz gün önce, 21 Mayıs 2020 gecesi Adana'da gözaltına alınan kişiler orada sırayla mikrofona geçti. Aşağıdaki anlatımlar o kayda dayanıyor.
Olayın başlangıcı
Recep Kardaş, beş-altı arkadaşıyla seccadelerini alıp Merkez Park'a gittiklerini, sosyal mesafeye uygun biçimde yatsı ve teravih kılmak istediklerini söylüyor. Polis izin vermeyince valiliğin kararını görmek istemişler; kâğıt gösterilmemiş. Aktardığı cevap şu: "Burada namazı ben yasaklıyorum, valiliğin kâğıdını da göstermiyorum." Bunun üzerine çevik kuvvet kalkanlarla uzaklaştırmaya başlamış.
Kadir Yılmaz merkez camisinin avlusu dışına yürürken durdurulmuş, kimliği alınmış, "park ve bahçeler yasak" denmiş. Uzaklaşıp yolun karşısına geçmiş; müdahaleyi oradan görmüş. Aracına giderken beş-altı kişinin namaza durduğunu görüp katılmış, namaz biter bitmez gözaltına alınmış.
Gözaltı sırasında
Huzeyfe Yılmaz dağılmaya başladığı sırada iki arkadaşının gözaltına alındığını görüp ortamı yatıştırmak için yanlarına gitmiş. Anlatımına göre ağzını açmadan ağzının içine biber gazı sıkılmış; yere yatırılıp ters kelepçe takılırken boynuna bastırılmış. Boynunun kırılacağını söylediğini, bastıranın durmadığını aktarıyor. Aynı gece emniyette kendisine hıfzıssıhha kanununa muhalefetten 3.180 lira ceza tutanağı verilmiş; tutanağa "imzadan imtina" düşülmüş.
Şakir, Almanya'da doğup büyümüş, dinini daha rahat yaşamak için Türkiye'ye gelmiş. Olay sırasında orada değil; bir arkadaşına müdahale edildiğini duyup gitmiş. Elindeki motor kaskının yere düştüğünü, bir polis amirinin kaskı alıp kendisine vurduğunu, ardından yerde etkisiz haldeyken başka bir polisin botuyla sol gözünün altına tekme attığını söylüyor. Gözü birkaç saat içinde şişmiş; karakolda buz bile verilmemiş.
Ebubekir de namaz kılanların arasında değil. Uzaklaşmaya çalışırken bir motosikletli polisin üzerine birkaç kez motor sürdüğünü, sonra sekiz-on polisin müdahale ettiğini anlatıyor. Aplastik anemi hastası ve ilik nakli olmuş; nefes alamadığını söylediğini, buna rağmen müdahalenin sürdüğünü belirtiyor. Emniyette avukatın ters kelepçenin çıkarılması talebinin dikkate alınmadığını, hastanede bir arkadaşına namaz kıldırılmadığını ekliyor.
Ramazan, orta refüjde namaz kılanlara katılmasına izin verilmediğini, onlar gözaltına alındıktan sonra kendisine de ayrılması söylendiğini anlatıyor. Ayrılırken bir sivil polisin peşinden koşup yüzüne yumruk attığını, dudağının patladığını ve burnunun kanadığını söylüyor. Adli tıp doktoru muayenenin uzman hekimce yapılması gerektiğini bildirmiş; başka bir hastaneye sevk edilip rapor almış.
Volkan Tulumtaş, arkadaşlarının durumunu öğrenmek için karakolun önüne gittiğini, "dağılın" denince arkalarını dönüp yürüdüklerini, o sırada darbe geldiğini söylüyor. Köşeye sıkıştırıldıkları anda polislerin "polise vurmayın" diye bağırdığını aktarıyor. Emniyette yatsıyı kılmak isteyenlere "kılmayın, ifadeler gecikir" denmiş.
Gecenin sonu
Gözaltı işlemleri sabaha kadar sürdü. Gelenler, içerideki arkadaşları bırakılana kadar evin önünden ayrılmadı ve orada sabah dokuza kadar beklendi. Emniyette sahur verilmeyeceği söylenince dışarıdan simit ve ayran gönderildi. Sabah namazı, polisin kapattığı sokakta yaklaşık üç yüz kişiyle, aralarında bir buçuk metre bırakılarak kılındı; ertesi gün ekranlara "sıfır mesafeli namaz" başlığıyla verilen görüntü teravih değil, o sabah namazıdır. Gözaltındakiler ifadeleri alındıktan sonra sabah serbest bırakıldı.
Kaydın hukuki tarafı
Forumda Kuytul iki teknik noktaya değiniyor. Birincisi, adli tıp raporunun emniyet binasında alınamayacağı: doktorun emniyete çağrılarak yazdırdığı rapor baskı altında sayılır ve geçersiz olur; bu yüzden kısım kısım adli tıbba götürülmüşlerdir. İkincisi, Türkiye'de bir polis memuru hakkında doğrudan dava açılamayacağı — soruşturma izni valilikten çıkmadan savcılık dosyaya bakamaz.
O gecenin nasıl "provokasyon" diye aktarıldığı ayrı bir başlıkta: Adana'da namaz provokasyonu yaptı iddiası. Aynı günlerde tartışılan benzetme için: Türkiye'yi Doğu Türkistan'a benzetti iddiası.